Sizlere bir belediyeden bahsedeceğim. Ama buranın hangi belediye olduğunu net hatırlamıyorum. Sanırım yurt dışında bulunan bir belediye.
Öncelikle belediye başkanından başlarsak eğer çok şey ifade etmek gerekir. Kıssadan hisse şöyle anlatalım:
Başkan, başka bir eyaletten ithal edilerek getirilip aday gösterilmiş. Sorsanız o ilin en bilinen caddesine götüremezmiş.
Hatta bir tane köşe yazarı, adayların açıklandığı programa iştirak etmiş, ilk gördüğünde anlamış ki bu adam rica – minnet aday edilmiş.
Ve birkaç defa istifa etmek istediğini ve bu istifaların kabul görülmediği dahi söyleniyormuş.
Bu başkan da muhtemelen kendini nimetten sayıp başarılı olduğunu düşündüklerinden kabul etmediklerini düşünüyormuş.
Halbuki, iş öyle mi? Tekrardan seçim gibi şeylerle uğraşmamak için mecburiyetten kabul etmemişlerdir diye düşünüyormuş halk.
Başkan, patavatsız, aksi bir ihtiyar, memnuniyetsiz bir kişiliğe benziyormuş. Ve hatta, belediyecilik potansiyeli de yokmuş. Hatta Çıktığı sahnede bile 2 cümleyi bir araya getiremiyormuş. Öyle ki hatiplikten ırakmış.
Seçim öncesi epey vaad vermiş. Seçimi kazandıktan sonra önceki yönetimden kalan borcu suçlayarak bahaneler üretmeye başlamış. Atladığı bir mesele varmış ki, önceki yönetim de kendi partisindenmiş…
Önceki yönetimi borçtan suçlaya suçlaya zamanla kendisi o borcun üzerine epey borç koymuş.
E tabii halk der mi ki: “Yahu belediyenin borcu var, biz hizmet beklemeyelim.” Demez tabii ki. Halk haklı olarak belediye başkanını suçlarmış. Çünkü her şeyi göze alarak aday olmuş olmalıydı.
Ee ne de olsa hamama giren terler…
Sonra halk yaşamaya çalışırken yaşayamıyormuş. Neden diye sorulduğunda: her gün sular kesiliyormuş. Elektirikler kesiliyormuş. İkisinden birini yaşamayan mahalle çok nadirmiş.
O nadir olan mahalleler çok şanslı olarak görülüp, lüks olarak bakıyorlarmış.
Belediyenin kendisine bağlı olan kurumlarını susturmayı, açıklama yaptırtmamayı tercih edip bütün topların kendisine atılmasını istemiş.
Haa, aklımıza gelmişken şunu da ekleyelim: bir gün bu bahsi geçen şehre bir yağmur yağmış, yüzme bilmeyen boğulmuş.
Ah, ahh… ne yönetimler var değil mi?
Bizler kendi memleketimize, Malatya’mıza şükretmeliyiz. Bizim yöneticilerimiz sağolsunlar bizleri mağdur etmekten hep kaçınır pozisyonda profesyonelliği konuşturuyorlar…


Harika bir yazı olmuş. O memlekette merkezdeki bazı caddeler pavyon ışıkları gibi rengarenk lambalarla aydınlanırken, Ayakta kalan bir kaç kenar mahalleye de (TOKİ gibi) çöpten, sinekten, sokak köpeklerinden girilmiyormuş.